Evliyaların Makamları Nelerdir ?

Refiüd Derecat 

لا اله الا الله
Yönetici
İlimler Meclisi Kurucu
20 Tem 2023
2,279
80
21
Nedir evliyalık? Ermiş olmak, ruhunuzu Allah’a ulaştırmak. Kimin ruhu Allah’a ulaşmışsa, Allah’a ermişse, o kişi Allah’ın evliyası olmak şerefine ermiştir ve evliyadır. Evliyalık müessesesi 7 tane makamdan oluşur:

• Fenâ makamı
• Bekâ makamı
• Zühd makamı
• Muhsinler makamı
• Ulul’elbâb makamı
• İhlâs makamı
• Salâh makamı

Tekrar edeyim:

• Fenâfillah; 1. makam.
• Bekâbillah; 2. makam.
• Zühd makamı; 3. makam.
• Muhsinler makamı; 4. makam.
• Ulul’elbâb makamı; 5. makam.
• İhlâs makamı; 6. makam.
• Salâh makamı; 7. makam.

Evliyalık müessesesi demek ki 7 tane makamdan oluşuyor. 7 tane makam söz konusu.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Nasıl insanlar evliya olurlar? Kısaca oradan girelim, kişiyi evliyalığa ulaştıralım. Bu kısa, geçici olan bir devre olacak. Ondan sonra da evliyalık makamlarını hep beraberce inceleyelim.

28 basamağı artık hepiniz çok iyi biliyorsunuz. 1. basamakta olayları yaşıyoruz, 2. basamakta olayları değerlendiriyoruz. Yaşadığımız olayların bizim üzerimizdeki tesiri söz konusu. Olayları değerlendiriyoruz; eğer olaylar karşısında kalbimizde hayır söz konusu ise Allah’ın istediği pozitif davranışları olaylar karşısında sergileyebiliyorsak, o zaman Allahû Tealâ tarafından seçiliyoruz (2. basamak). Bu Allahû Tealâ tarafından seçilenlerin bir kısmı Allah’a ulaşmayı diliyorlar. Kim dilerse, o kişi 3. basamaktadır. 4. basamakta Allah kalbimizde gördüğü, işittiği ve bildiği Allah’a ulaşma talebi sebebiyle Rahmân esmasıyla üzerimize tesiri icra etmeye başlıyor. Bu tesir, 5. basamakta gözlerimizdeki bir perdeyi; hicab-ı menstureyi alıyor. O noktadan itibaren irşad makamını her hangi bir insandan ayırt edebiliyoruz. Hidayete vesile olan veya hidayete erdiren kişiyi başkalarından ayırabiliyoruz. Yani ona sadece herhangi bir insana bakar gibi bakmıyoruz. Görüyoruz ki; o bir hidayetçidir. Sonra 6. basamakta Allah kulaklardaki vakrayı alıyor ve o kişi işitmeye başlıyor. Hidayetçinin sözlerinin (irşad makamının sözlerinin) mânâsına varmaya başlıyor. “Allah’a teslim” diye bir müessese olduğunu ruhun ölmeden evvel mutlaka Allah’a ulaştırılması gerektiğini kişi öğreniyor. Sonra mı ne oluyor? Sonra Allahû Tealâ o kişinin kalbindeki idraki önleyen müesseseyi, ilahi kompüteri yani ekinneti oradan alıyor (kalbinden), yerine ihbat koyuyor. Böylece kişi ilk 7 basamağı tamamlamış oluyor. Yani amenû olmak şerefinin muhtevasına sahip kişi. 8. basamakta Allah o kişinin kalbine ulaşıyor, 9. basamakta kalbinin nur kapısını Allah’a çeviriyor, 10. basamakta Allah o kişinin göğsünden göğsünü yararak kalbine nur yolunu açıyor, 11. basamakta kişi zikre başlıyor ve o yolu takip ederek kalbe ulaşan rahmetle fazl nurları kalbe girmeye çalışıyorlar. Giremiyorlar; kalp mühürlü. Ama rahmet nurları sızmaya başlıyor. 11. basamağın özelliği kalbe nur (rahmet) sızmaya başlamasıdır. Bu rahmet %2’yi bulduğu zaman nefsin kalbinde kişi huşû sahibi oluyor ve mutlaka bu noktada o kişi mürşidine ulaşmayı diliyor. Allah’a ulaşmayı zaten dilediği için burada kişi, bu noktada mürşide ulaşmayı şiddetli bir arzuyla diliyor ve Allahû Tealâ bunun üzerine bu kişiyi mürşidini görmek üzere hacet namazı kıldığı zaman ona mürşidini mutlaka gösteriyor.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ bu kişiye mürşidini gösterdiği zaman kişi Allahû Tealâ’dan 12. ihsanı almıştır. O bir adım atmıştır, Allah’a ulaşmayı dilemiştir; Allahû Tealâ da ona 12 adım atmıştır 12 tane ihsanda bulunmuştur. Kişi mürşidine ulaşır, tâbî olduğu an, 12 tane ihsanla tâbî olduğu cihetle iç dünyasındaki değişiklikler sebebiyle Allahû Tealâ o kişiye 7 tane de ni’met verir. Birinci ni’met; devrin imamının ruhu o kişinin başının üzerine gelir yerleşir. İkincisi; Allah o kişinin kalbinin mührünü açar, kalbinin içindeki “küfür” kelimesini dışarı alır, kalbinin içine îmânı yazar. Mücâdele Suresinin 22. âyet-i kerimesine göre o kişinin kalbine îmân yazılmış olur.

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah’a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?

Allah’ın 3 ni’meti; Furkân Suresinin 70. âyet-i kerimesine göre o kişinin bütün günahlarını sevaba çevirmektir.

25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).

4. ni’met; o kişinin nefs tezkiyesine başlamasıdır. Allah’tan gelen salâvâtla fazl ve salâvâtla rahmet nurlarının kalbe ulaşmasının arkasından fazılları, kalbe yazılan “îmân” kelimesi manyetik alanı sebebiyle çeker, fazıllar “îmân” kelimesinin etrafında biriktirmeye başlar. Bu, nefsin hidayete başlamasıdır, tezkiyeye başlamasıdır. Yani nefsin hidayet üzere olmasıdır, hidayete adım atmasıdır, fiili olarak başlamasıdır. Sonra nefs tezkiyesine (nefsin hidayetine) paralel olarak ruh da vücuttan ayrılmış ve Sırat-ı Mustakim’e ulaşmıştır. Nefs tezkiyesine paralel olarak ilk %7 nurla birlikte ruh zemin kattan 1. gök katına yükselecektir. Ve bu yükselme devam edecektir. Bu da ruhun hidayete başlamasıdır; 5.ni’met.

Allah’ın 6 ni’meti; nefsin kalbinde ne kadar afet yok olursa, ne kadar fazilet o afetlerin yerini alırsa, o kişinin fizik vücudu o kadar şeytana kul olmaktan kurtulur, o kadar Allah’a kul olur. Ne demek istiyoruz? Şeytan nefsin afetlerine tesir eder. Afetlerin başlangıçta %100’üne tesir eder. Ama nefsin afetleri ne kadar yok olursa şeytanın da tesir alanı o kadar azalır. Çünkü hasletlere (faziletlere) tesir edemez. Aynı anda nefsin afetlerinin azalmasına paralel olarak o kişinin iradesi de güçlenmeye başlar. Ne kadar nefs afetinde azalma varsa, irade de o kadar güçlenir; 7.ni’met. Öyleyse ruh da vech de nefs de irade de kendi Sıratı Mustakîm’leri üzerinde hidayete adım atarlar, hidayete başlarlar. Bu noktadan itibaren onlara artık “hidayet ehli” denilir. Allahû Tealâ o kişiye bir sevabına mukabil eskiden 10 katını veriyordu, şimdi 100 katını vermeye başlar ve bu 1’700’e kadar artarak devam eder.

Sevgili kardeşlerim! Ne olur nefsin kalbinde ilk %7 nur birikimiyle? Nefs-i Emmare gerçekleşir. Yani kişinin nefsinin kalbinde artık %7’lik bir kesim Allah’ın bütün emirlerine itaat eden, yasak ettiği şeyleri işlemeyen bir özellik kazanmıştır. Geri kalanlar aynı hüviyette kalmıştır. Ama bu %7’lik kesim aynen devam etmektedir. Sonra mı? İkinci defa %7 nur birikimi; Nefs-i Levvame. Kişi nefsini levm etmeye (kınamaya) başlar. Kötülükleri yapmak istemediği halde nefsinin afetleri ona kötülükleri işletebilmektedir. Bu sebeple kişi nefsini kınar. 3. merhale; Nefs-i Mülhime. Ruh üçüncü defa %7 nur (fazilet) birikiminde 3. gök katına ulaşır. Burası Nefs-i Mülhime’dir. Kişi Allah’tan ilham almaya başlar. Sonra 4. mertebede kişinin mutmainliğe ulaştığını görüyoruz. Allah’ın verdiklerinin kendisine mutlaka yettiğine kesin şekilde inanıyor kişi. Sonra daha öteye geçiyoruz; Allahû Tealâ, dizaynını en güzel bir ortamda mutmainneden sonra sağlıyor. Beşinci defa %7 nur birikimi; kişi Allah’tan razı oluyor. Ruh, 5. katta.

Ruhun hedefi ne? Allah’a ulaşmak. Çünkü Allah’a ulaşmayı diledi. Allah mutlaka o kişiyi Kendisine ulaştıracak. Kişi bu istikamette yol alıyor. Bu noktadan itibaren daha çok zikreden kişi daha çok zikrinin karşılığında 6. defa %7 nur birikimi (fazilet birikimi) sağlıyor nefsinin kalbinde ve Allah da ondan razı oluyor; Nefs-i Mardiyye. Nihayet 7. defa %7 nur birikimiyle ruh Allah’a geri dönüyor, ait olduğu yere ulaşıyor, Allah’ın Zat’ına ulaşıyor. Daha sonraki basamakta ise velâyetin 1. makamında Allah’ın Zat’ında yok oluyor. Allah’ın Zat’ında yok olduğu anda velâyetin 1. makamı başlıyor. Ne oldu? Kişinin nefsinin kalbinde 7 kere %7 fazilet birikimi oldu. Ne eder? %49. Huşûda da %2 rahmet birikimi olmuştu. Ne çıkar sonuç? %51.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bu 7. defa %7 nur birikimi Nefs-i Tezkiye’dir. Nefs, tezkiye olmuştur. Yani nefsin kalbinde %49 fazilet, %2 de rahmet birikimi olmak üzere %51 nur birikimi sağlanmıştır. Ne olur sağlanırsa? Sağlanırsa, o kişinin nefsinin kalbi %50’den fazla şeytanın hakimiyetinden kurtulur. Nefsinin kalbinde %50’den fazlası Allah’ın emirlerine itaat etmek istiyor, yasak ettiği fiilleri işlemek istemiyor. Hakimiyet artık şeytandan gitti, Allah’ın nurlarına geçti. Fizik vücut bu noktadan evvel şeytana kul olma kesimi ağırlıktaydı. Şeytanın hakimiyeti o nefs üzerinde hakimdi, üstündü. Ama şeytanın hakimiyeti %100 iken %50’nin de altına düştü. Artık hakim olan, üstün olan unsur şeytanın hakimiyeti değil, Allah’ın nurlarının hakimiyetidir. Bu noktadan itibaren bu kişi şeytanın kulu olmaktan kurtulmuştur, ağırlık Allah’ın nurlarına geçtiği için Allah’ın kulu olmak hüviyetine ulaşmıştır. Hangi oranda? Henüz %51 oranında. Ama bundan sonra bu oran giderek büyüyecektir.

Sevgili kardeşlerim! Burası velâyete ulaştığımız yer. Ne olmuştur? Kişinin evliya olduğu noktada o kişinin ruhu Allah’a ulaşmış, Allah’a ermiştir. Kişinin adı Türkçede “ermiş”tir. Nereye ermiş? Allah’a. Ne ermiş? Ruh ermiş. Ruhun sahibi olan Allah’a ermesi, Allah’a geri dönmesi (geldiği yer Allah’ın Zat’ı), Allah’ın Zat’ında yok olması. İşte bu, evliya olmanın 1. vasfıdır. 2. vasfı; nefsin kalbinde bu ruhun hüviyeti. Ruh Allah’a ulaşmış, teslimini tamamlamıştır. Nefsin kalbinde %51 nur birikimi olmuştur. Yani artık nefsin kalbinin çoğunluğu Allah’ın emirlerini yerine getiren, yasak ettiği fiilleri işlemeyen bir hüviyet kazanmıştır. Allah’a karşı çıkanlarsa azınlıkta kalmıştır bu noktadan itibaren. Bunun için de kişi evliyadır. Fizik vücut ne olmuştur? Şeytana %100 kul iken, bu rakam %50’nin altına düşmüştür. Allah’a kul olma vasfı öne geçmiştir. İrade ne olmuştur? Nefsin afetleri bu noktaya kadar azaldığı zaman irade de %50’den daha fazla güçlenmiştir. Peki, bu nokta neresidir? Ruhun Allah’a ulaştığı noktadır.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de, Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki: “Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ: İşte o gün Hakk günüdür. O gün dileyen kişi kendisine, Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’i (Allah’a giden yolu) yol ittihaz eder. Kim Allah’a ulaşırsa, Allah o kişinin ruhuna meab (sığınak) olur.”

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakku, fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

Ruh sığınağa ulaşmıştır. Bir başka ifadeyle Allah’a sarılmıştır.

Nisâ-175’te Allahû Tealâ buyuruyor ki:‘Kim âmenû olursa (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve Allah’a sarılmayı (Allah’ın Zat’ında yok olmayı, deminki ifadeyle sığınağa sığınmayı) dilerse, Allah onları rahmeti ile fazlın içine alır.” Ve onları nereye ulaştırır? “Ve onları Kendisine (Allah’a) ulaştıran Sırat-ı Mustakim’e ulaştırır.” diyor.

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

Ne yapmayı diliyor kişi? Allah’a ulaşmayı diliyor. Ulaştıktan sonra da Allah’a sarılmayı diliyor. Yani Allah’ın Zat’ında yok olmayı diliyor. Kim sığınağa (meaba) sığınırsa, işte bu en güzel sığınağa ulaşan ruh, Allah’ın Zat’ında yok olmak üzere Allah’ın Zat’ına ulaşıyor. Allahû Tealâ Âli İmrân-14’te diyor ki: “Vallâhu indehu HUSNUL MEÂB: Yemin olsun ki Allah, Allah’ın katındaki en güzel sığınaktır.”

3/ÂLİ İMRÂN-114: Yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yusâriûne fîl hayrât(hayrâti), ve ulâike mines sâlihîn(sâlihîne).
Onlar, Allah'a ve yevmil âhire îmân ederler, mâruf (irfan) ile emreder ve kötülükten nehyederler (men ederler) ve hayırlara koşarlar. İşte onlar, sâlihlerdendir.

Allah’ın Zat’ına ulaşan ruh, Allah’ın Zat’ında yok oluyor, meaba sığınıyor. Yani Allah’ta ifna oluyor, yok oluyor. Bu sebeple bu makama, velâyetin 1. makamı olan bu makama “Fenâfillah Makamı” denir.

fenâ olmak: yok olmak, fani olmak
fi: içinde
Allah: “Allah” kelimesi de arkadan geliyor.

Öyleyse Allah’ın içinde fani olmak (yok olmak), Allah’ta yok olma makamıdır.

Nefsin kalbindeki nurlar, kişinin ruhu Allah’ta yok olduğu zaman %51’dir. %49’u fazl nuru, %2’si de rahmet nurudur. Fenâ makamında bu kişinin kalbindeki nurlar %7 değil, 10 artmaya başlar. %51’den, %61’e kadar nefsinin kalbinde nur bulunan bütün insanlar Fenâ makamındadır. Fenâ makamı nerde biter? Ne zaman o kişinin kalbinde nurlar %61’e ulaşırsa (%10 artarsa) Allahû Tealâ o zaman o kişiye yeni bir ruh vazifelendirerek o ruhu Allahû Tealâ’nın İndi İlâhi’sinde bir tahtın (altın bir taht) sahibi kılar. Bu tahtlar yerden 4 metre yaklaşık yüksekliğinde ve yan yana dururlar. En alt sırada en çok taht vardır. Yukarıya çıktıkça tahtlar birer ikişer azalır. En üstte sadece bir tek taht vardır. En alttaki tahtlar som altındandır. Yukarıya doğru çıktıkça tahtların üzerinde altınların üzerine mücevherler de gelmeye başlar. En yukarda mücevherler altının tamamen kaplanmış halidir. Mücevherler altın kesimi tamamen kaplamıştır. Zaten tahtın her tarafı altındır. İşte bu makam Bekâbillah Makamı’dır. Bekâ; bakî olmak, meskûn olmak, kalmak demektir. Nerede? Allah’ın Zat’ında bakî olmak değil, Allah ile birlikte bakî olmaktır. Yani Allah’ın katında bir altın tahtın sahibi olmaktır.

bi: ile
Allah: Allah ile birlikte bakî olmak

Bir gün huzur namazını göreceksiniz sevgili kardeşlerim! Bizi de göreceksiniz orada, imamlık yaparken. Arkadan öne doğru bakıyorsanız, sol tarafta tahtlar göreceksiniz. Altın tahtlar bu söylediğim hüviyettedir. Tahtların üzerinde namaz kılarken kimseyi göremezsiniz. Çünkü hepsi huzur namazının müntesipleridir. Namazdaysak mutlaka o sırada onlar da namaz kılıyorlardır bizimle beraber. Allah’ın İndi İlâhi’sidir orası. İlâhi huzurudur. O huzurda tahtlar mevcuttur. Tahtları boşlukta göreceksiniz. Hiçbir yere dayanmazlar. Onları boşlukta tutanlar ise arşı tutan meleklerdir.

Bekâ Makamı, %61’den itibaren kişinin kalbindeki nurları (faziletleri) arttırır. Ne zaman ki o kişi daimî zikre ulaşır, daimî zikre ulaşan kişinin kalbinde mutlaka nurlar % 61’den 71’e yükselmiştir. O kişi günün yarısından daha fazla zikre buna dayalı olarak ulaşmıştır. Ve bu günün yarısından daha ötedeki zikir, o kişiye Zühd Makamı’nı sağlar. Kişi artık zahid olmuştur. Kalbindeki (nefsin kalbindeki) nurlar %71’i aşmıştır. Kişi, %81 nur birikimine kadar hep Zühd Makamı’nda kalır. Zühd; zahid demektir.

Allahû Tealâ Bekâ Makamı için En’âm Suresinin 127. âyet-i kerimesinde: “Onlara Allah’ın İndi’nde teslim yurdu vardır.” diyor. “Allah’ın Zat’ında” demiyor, “Allah’ın İndi’nde teslim yurdu vardır.” diyor. İşte bunlar altın tahtlar.


6/EN'ÂM-127: Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.


Zühd Makamı (velâyetin 3. makamı) için ne diyor Allahû Tealâ? Zühd Makamı için “zühd” kelimesinin kullanıldığı yer bir tek âyet var: Yusuf Suresinin 20. âyet-i kerimesi.


12/YÛSUF-20: Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdetin, ve kânû fîhi minez zâhidîn(zâhidîne).
Ve onu (Yusuf’u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zahidlerden idiler.


Allahû Tealâ diyor ki: “Onlar Yusuf’a karşı zahittiler. Bu sebeple onu birkaç dirheme sattılar.” Yoldan geçenler, kardeşlerinin kuyuya attığı Yusuf’u kuyudan çekip çıkarıyorlar. Kurtarıyorlar ve onu az bir bedel karşılığı, birkaç dirheme esir tüccarlarına satıyorlar.

Zühdün temel mânâsı bir şeye değer vermemektir. Öyleyse ne zaman bir kişi zahid olur? Zikir ile zikirsizlik arasındaki tercihine göre. Ne zaman bir kişi günün yarısından daha fazla zikrediyorsa o zaman zikirsizliğe karşı zahittir (zikirsizliğe değer vermiyor). Ama zikre değer verdiğini her gün günün yarısından daha fazla zikrederek Allah’a ispat ediyor. Bu kişi zahittir. Nefsinin kalbindeki nurlar %71’den 81’e kadar zühd makamında devam ediyor ama kişi de zikrini günün yarısından ötede giderek arttırıyor. O artmanın daimî zikre doğru ulaştığı bir yerlerde, yaklaştığı bir yerlerde %81 nur birikimi kişinin kalbinde oluşur. Bu noktadan itibaren bu kişinin fizik vücudu Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmeye yasak ettiği hiçbir fiili asla işlememeye başlar. Ama nefsinin kalbinde hala %19 karanlık var. Buna rağmen nefsin kalbindeki bu karanlığa rağmen fizik vücut artık Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmeye, yasak ettiği hiçbir fiili işlememeye başlar. Bu, fizik vücudun Allah’a teslimidir. Burası velâyetin 4. makamı; Muhsinler Makamıdır.

Allahû Tealâ Nisâ-125’te diyor ki: “Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun: O kişi ki vechini Allah’a teslim etmiştir ve ondan, dînde fizik vücudu daha ahsen kim vardır?”


4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.

Allahû Tealâ: “O kişi muhsinlerden olmuştur.” diyor. Sonra da diyor ki: “Bunu hanif olarak gerçekleştirmiştir.”

Kimdir muhsin olan kişi? Fizik vücudunu ahsen kılan kişidir. Ne demek fizik vücudun ahsen oluşu? Fizik vücudun Allah’a ulaşması mı? Hayır ama fizik vücudun Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmesi ve yasak ettiği hiçbir fiili işlememesi halidir. Burada fizik vücudun ahsen oluşu söz konusu. Ahsen; güzellerin en güzeli demektir ve hedef de fizik vücut için budur; Allah’ın bütün emirleri yerine getirmek, yasak ettiği fiilleri işlememek.

İşte fizik vücudun Allah’a teslimi. Ama nefsin kalbinde hala %9 karanlık var. Netice değişmez. Bir gün kişi daimî zikrin sahibi olur. Daimî zikrin sahibi olduğu andan itibaren artık zulmanî kapı hiçbir zaman açılmayacağı için kalp zaten nurla dolmuştur. Bir daha o nur boşalmayacaktır. Karanlıklar tekrar kalbi, kalbin hiçbir noktasını işgal edemeyecektir. Böylece kişi daimî zikre ulaşmış olur.

Daimî zikre ulaşırsa ne olur? Daimî zikre ulaşırsa kişi velâyetin 5. makamına ulaşır. Bu makamın adı Ulul’elbâb Makamı’dır. Diyor ki Allahû Tealâ Âli İmrân-190, 191’de: “Li ulîl elbâb yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim: Ulul’elbâb kullarım için ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikretmek vardır.”


3/ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).
Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

Üç halin üçünde de kişi isterse ayakta olsun isterse oturuyor olsun isterse yatıyor olsun; zaten kişi dört halde bulunamaz, üç halde bulunabilir. Ya ayaktadır ya oturuyordur ya yatıyordur. Dördüncü hal yok. Üç halin üçünde de Allah'ı zikredenler daimî zikrin sahipleridir. Bunlara “zikir ehli” diyor Allahû Tealâ.

Peki, bunların özellikleri ne? Ulul’elbâb’ın özelliği ne? Ulul’elbâb hikmet sahibidir. 5 duyuyla hissedilmeyecek olan, görülemeyecek olan şeyleri, baş gözüyle görülemeyecek olan şeyleri kalbindeki gözle görebilen, baştaki kulakla işitilemeyecek olan şeyleri Allah’ın söylediklerini kalbindeki kulakla işiten bir özelliğin sahibidir kişi. İşte kalp gözü ve kalp kulağı açılmıştır.

Öyleyse ulul’elbâbın özelliği nedir? Birinci özellik; ulul’elbâb, daimî zikrin sahibidir. Kesintisiz bir zikir o kişinin kalbini bütün afetlerden devamlı olarak arındırır ve onu devamlı olarak hep en güzel seviyede tutar. Kalbin içine asla bir karanlığın girebilmesi mümkün değildir. O kalp %100 afetlerden temizlenmiştir. İkinci özelliği ne? O kişinin demin söylediğimiz gibi kalp gözü ve kalp kulağı açılmıştır. Allah’ın gösterdiği her şeyi görür, Allah’ın söylediği her şeyi de işitir. Üçüncü özelliği? Kalbinde hiç afet kalmaması, afetlerin yerini faziletlerin %100 almasıdır. Öyleyse;

• Kişi daimî zikrin sahibidir.
• Kalp gözü açıktır.
• Kalp kulağı açıktır.
• Artık nefsinin kalbinde hiçbir afet kalmamış durumdadır.


Öyleyse kalp gözünün ve kalp kulağının açılmasının arkasında ne var? Nefsin kalbinde hiç afet kalmaması var. O zaman Allahû Tealâ o kişinin kalp gözünü ve kalp kulağını açar. Böyle bir insan üç tane de vasıf şartının sahibi olur:

• O kişi ehl-i tezekkürdür.
• O kişi ehl-i hayırdır.
• O kişi ehl-i hükümdür.

Bunlara bu vasıfların sahibi olan insanlara Allahû Tealâ “hikmet sahipleri” diyor.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın dizaynında ulul’elbâb makamı, hikmetin başlangıç makamıdır. Ne demek “kişi ehl-i tezekkürdür”? Kişi Allah ile her konuyu müzakere edebilir. Allah ile her zaman konuşmak imkânının sahibidir. Müzakere; karşılıklı konuşmak, tezekkür de müzakere eden, müzekkirdir. Tezekkür-müzakere fiili.

Peki, niçin bu kişi ehli hayırdır? Çünkü daimî zikrin sahibidir. Daimî zikrin sahibi olduğu için her an derecât kazanmaktadır. Kim derecât kazanıyorsa o, hayır kazanmıştır. Kazandığımız hayrın, hayır olduğunu nereden anlarız? Kazandığımız derecelerden. Hep daimî zikrin sahibiysek her saniye mutlaka derecât kazanan birisiyiz. Peki, 3. özelliği (vasıf şartlarının 3. özelliği) nedir? Bu kişi ehl-i hükümdür, hikmet sahibidir. Allah’ın fizik ötesi ni’metlerine sahip olduğu için Allah’tan gelecek her türlü bilgiye açıktır. Ehl-i tezekkür olması sebebiyle, bu bakımdan başkalarından farklı bir hüviyeti vardır. Ufku kapanmaz. Ne zaman bildiklerinin sonuna ulaşırsa ve orada takılırsa Allahû Tealâ mutlaka ona ondan ötesini de söyleyip yeni bir ufuk açar. O kişi Kur’ân-ı Kerim’de hangi âyete baksa, o âyet eğer Kur’an-ı Kerim’deki 28 basamaktan biriyle alakalıysa, hangi basamağa ait olduğunu bir bakışta mutlaka bulur. Ehl-i hüküm olmuştur kişi. Böyle insanlara daimî zikrin sahibi olup da bu 7 özelliğin sahibi olan herkes zikir ehlidir. Herkes hikmet sahibidir.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ 3 tane yakînden bahsediyor Kur’ân-ı Kerim’de:

• İlm-el yakîn
• Ayn-el yakîn
• Hakk-ul yakîn…

İlm-el yakîn, kişinin Allah’a ulaşmayı dilediği noktada başlar. İlim açısından kişinin yakîn hasıl etmesidir. 3. basamaktan başlar, artarak devam eder. Kişinin ruhunu Allah’a ulaştırdığı noktaya kadar ilm-el yakîn’in muhtevasında âyetlerin tilaveti karşısında konuları öğrenmek vardır. 14. basamağa kadar gelir bu. 14. basamaktan 21. basamağa kadar nefsin tezkiyesi gelir. Ayn-el yakîn’in nefs tezkiyesi sonucudur. Ama tezkiyeden sonra kitabın öğretilmesi gelecektir. Tezkiyeye kadar kitabın lafzı (Kur’ân-ı Kerim’in lafzı) hakimdir. O, ilm-el yakîn’i içerir. Ama buradan itibaren ilm-el yakîn bitmektedir. Çünkü Kur’ân’ın ruhuna giriliyor. Fenâ makamında, Bekâ makamında, Zühd makamında, Muhsinler makamında velâyetin 4 makamında artık Kur’ân’ın ruhu var. Burada Kur’ân’ın ruhuna girmeden evvel ilm-el yakîn tamamlanmıştır. Ama ayn-el yakîn başlamamıştır.

Ayn; göz mânâsına geliyor. Yani kalp gözüyle görme olayı ifade ediliyor. Ama sadece görme ve kalp gözüyle görme, kalp kulağıyla işitme yetmiyor. Kişinin ayn-el yakîn’in sahibi olabilmesi için daimî zikrin sahibi olması hikmet sahibi olması lâzım. Ancak hikmet sahibi olanlar ayn-el yakînin sahibidir. Öyleyse Fenâ, Bekâ, Zühd ve Muhsinler makamları dört makamdır ki Kur’ân’ın 1. , 2. , 3. ve 4. ruhlarını içerirler. Bu süreç içerisinde kişinin kalp gözü açılabilir, kalp kulağı açılabilir. O zaman bu kişi ilim ehli olmanın ötesine geçer. Yani ilm-el yakîn’in ötesine geçer ama ayn-el yakîn’e de ulaşamaz. İlim ehli olmanın ötesine geçer; irfan ehli olur. Kalp gözü ve kalp kulağı açılan herkes ariftir. Ama her arif hikmet sahibi değildir. Arifin, hikmet sahibi arif olduğu nokta daimî zikrin sahibi olduğu noktadır.

Öyleyse farklı bir dizayn var sevgili kardeşlerim. Bu farklı dizaynı lâyık olduğu noktalarda tezekkür edin. Fenâfillah, Bekâbillah, Zühd ve Muhsinler makamları, ilm-el yakîn’in ötesidir. Ama ayn-el yakîn’e de henüz varılamamıştır. Varılamamıştır ama Kur’ân’ın lafzından ruhuna geçildiği için bir defa ilm-el yakîn aşılmıştır. Yani baş gözünle, baş kulağınla elde edilen bilgilerin ötesi söz konusudur artık. İlim müessesesi aşılmıştır. Ama kitabın 1. , 2. , 3. , 4. ruhu ölmemesine rağmen oraya kadar geçen sürede fizik vücut da Allah’a teslim edilmesine rağmen o kişi hikmet ehli olamamıştır, hikmet sahibi olamamıştır. Ama ne zaman o kişinin kalp gözü açılmışsa o zaman bu mutlaka ilm-el yakîn’in ötesidir. Çünkü kişi artık âlim olmak hüviyetinin ötesine geçmiş, arif olmuştur. Kişi âlim olmanın ötesine geçmiş ve arif olmuştur.

Sevgili kardeşlerim! İşte arif olmak kişiyi devam eder, devam ettirir, daimî zikre ulaştığı zaman hikmet ehli kılar. Hikmet ehli, aynı zamanda ariftir. Ama o arif olan kişi bundan evvel arifti, hikmet sahibi değildi. Öyleyse her hikmet sahibi ariftir ama her arif hikmet sahibi değildir. İrfanın sahibidir. Öyleyse ayn-el yakîn’in başladığı nokta ulul’elbâb makamıdır.

Ulul’elbâb makamında o kişiye Allahû Tealâ daimî zikrin sahibi olup da mutlaka kalp gözünü ve kalp kulağını açtığı zaman devrin imamının dergâhının özelliklerini bütün sırlarını gösterir. Altın kapıyı gösterir. 7. kata çıkabileceklerin ders gördüğü çekme katı gösterir. 6. kata kadar yükselebilenlerin derslerinin nasıl yapıldığını gösterilir. Altın para konusundaki kocaman bir para küme (altın para) gösterilir. Sıralar gösterilir ve her sıradaki on kişilik evliya namzetleri gösterilir. Oranın sırları gösterilir (sadece zemin kat). Burada daimî zikre ulaşan kişinin kalbi bir mertebe müzeyyen olur (sadece zemin katta). Ne zaman ki o kişi Allahû Tealâ tarafından gösterilen 1. gök katını görmeye başlar, bu noktadan itibaren artık muhlistir. Yani kalbi halis olmuştur ve 1. , 2. , 3. , 4. , 5. , 6. ve 7. gök katlarında bu kişinin kalbi 7 kademe müzeyyen olur.

1. kattaki secde mahallini görür. 2. kattaki suvarılma havuzlarını görür. 3. kattaki iki katlı mescidi görür ve oradan mihenk menfezine ulaşır, mihenk menfezini (3. katı, 4. kata bağlayan sonsuz silindir) görür. 4. katta Beyt-ül Makdes’in aslını görür. 5. katta Beyt-ül Haram’ın aslını görür. Daha ötede ne görür? 6. katta sıbgatullah olma mahallini görür. Orada Allah’ın nurları söz konusudur. O Allah’ın nurlarına dikkatle bakın! Allah’ın nurları kişiyi (yüzünü ve ellerini) beyaz (çok açık beyaz) renge boyar. Oradaki nur kalıbından gelen nurlarla kişi orada sıbgatullah olur ve 7. katta da 7 tane âlem gösterilir o kişiye ve hepsinde İhlâs makamının sahibidir kişi. Nefsinin kalbi halis olmuştur.

Allahû Tealâ ihlâs makamı için buyuruyor ki Beyyine Suresinin 5. âyet-i kerimesinde: “Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe: Onlar emrolunmadılar. Sadece Allah’a muhlis kullar olmakla (nefsinin kalbi halis olan kullar olmakla), dînde nefslerinin kalbini halis kılan kullar olmakla emrolundular. "

Onlar emrolunmadılar. Sadece Allah’a muhlis kullar olmakla (nefsinin kalbi halis olan kullar olmakla), dînde nefslerinin kalbini halis kılan kullar olmakla emrolundular."

98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).
Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

Bu halis olma 7 gök katı boyunca devamlı en güzele doğru bir tezyini (süslenmeyi, güzelleşmeyi) ifade eder. Kişi ulul’elbâb makamında bir mertebe, İhlâs makamında 7 mertebe müzeyyen olur; 8 mertebe oldu. 7 mertebe müzeyyen olmanın sonunda 7 tane gök katı ve Sidretül Münteha o kişiye gösterildiği zaman İhlâs makamı tamamlanır. Kim Sidretül Münteha’yı görürse, mutlaka Tövbe-i Nasuh’a davet edilir. Tövbe-i Nasuh, Allah’ın söylediği kelimelerle gerçekleşir.

Tövbe-i Nasuh söz konusu olduğu zaman bu Tövbe-i Nasuh’un neticesinde kişi salâh makamına adım atar. Tövbe-i Nasuh, salâh makamının 1. makamını içerir. Bu kişinin kalbinde bir mertebe müzeyyen olmayı arttırır. Salâh makamının 2. kademesinde o kişinin Allah günahlarını örter. Hangi günahlarını? Mürşidine ulaştıktan sonra işlediği günahları. Mürşidine ulaşan kişi henüz nefsinin kalbinde aklanmayı sağlamamıştır. Daha yeni başlıyor aklanmak. Onun için hatalar işlemeye devam edecektir. O günahlarını da Allahû Tealâ İhlâs makamının 2. mertebesinde (2. kademesinde) örter. Bu 2. mertebe müzeyyen olmaktır. Daha sonra Allahû Tealâ o kişiye salâh nurunu verecektir. Ama bundan evvel o kişinin günahlarını sevaba çevirecektir. 3. mertebe müzeyyen olmak ve o kişinin başının üzerine salâh nurunu verecektir. 4. mertebe müzeyyen olma; işte burada bu kişi irşada ulaşır.

Salâh makamının 4. mertebesi irşada ulaşma noktasıdır. Velâyetin salâh makamının 4. kademesi, aynı zamanda 4 mertebe kişinin kalbinin müzeyyen olmasını ifade eder. 8 mertebe ulul’elbâb ve ihlâsta olmuştu, 4 mertebe de burada; 12 mertebe. 12 mertebe o kişinin iradesinin Allah’a teslim olması için onu hazır hale getirmiştir. Kişi irade teslimi talebinde bulunur. Kişi ehil olduğu için Allahû Tealâ mutlaka talebi kabul eder ve o kişiye: “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle irşad yetkisi verir. İşte burası bir insanın dünya hayatında Allah ile olan ilişkilerinde ulaşabileceği normal standartlarda en üstün mertebedir (Salâh makamının 5. kademesi).

Peki, bundan sonra daha üstün kimse var mıdır? Vardır. Her kavimdeki resûller Salâh makamının 6. mertebesini ifade eder. Daha üstünü var mıdır? Devrin imamı her kavimdeki resûllerden bir tanesidir. Tasarruf rızasının sahibi olan tek kişidir dünya üzerinde ve Allah’ın tasarrufundadır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Böylece görüyoruz ki; velâyet 7 tane makamdan oluşur. Ama 7. makam özellikle 7 tane kademe içerir. Bu 7 kademeden her biri ayrı ayrı vasıflı kılar kişiyi. Öyleyse İhlâs makamındaki 7 tane muhtevaya baktığımız zaman bunlar sadece gök katlarının görülmesidir. Ama salâh makamı 7 tane ruh içerir. Yani 7. kademenin (7. makamın) 7 tane de ruhu vardır. Tövbe-i Nasuh’a davet edilme, günahların örtülmesi, sevaba çevrilmesi, salâh nurunun verilmesi, iradenin teslimi her biri ayrı ayrı ruhlardır. Salâh makamının bir ruhu da resûllerin oluşmasını ifade eder. Son ruhsa ruhun 7. muhtevası tasarruf müessesesini ifade eder.

Sevgili kardeşlerim! Bir güzel gün daha tamamlandı. Bir defa daha bir beraberliği gönül gönüle yaşamayı Allahû Tealâ bizlere nasip kıldığı için bundan büyük huzur duyduk. Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırması dualarımızla, dileklerimizle sözlerimizi inşaallah burada sona erdirmek istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun.​


Kaynak: forumel
 
  • Like
Tepkiler: Noxe